Gündemin ne kadar hızlı değiştiğine ve/veya değiştirildiğine tanık oluyoruz. Son birkaç yıl içinde o kadar farklı durumlarla karşı karşıya kaldık. Özetleyelim…

parakule.com Yazarlar - Prof. Dr. Sadi UZUNOĞLU  08/03/2022     158 GÜN ÖNCE

2008 küresel krizinin hemen ardından Merkez Bankalarının parasal genişleme politikaları ile sorunları çözme yaklaşımı gündeme geldi. 2008-14 Ukrayna ve etrafı ülkelerde “Renkli Devrimler” dönemiydi. 2010’da ise Arap Baharı adı altında ülkelere demokrasi getirme girişimleri başlatıldı. Her iki girişim de başarısızlıkla sonuçlandı. Örneğin Arap Barında 2011’de Libya’da Kaddafi’ye operasyon yapıldı. Mısır bunu izledi. Irak ve Suriye ile operasyonlar devam etti. Kaynaklar yeniden paylaşıldı. Petrol şirketleri yeni anlaşmalara imza attı. “Yapı yıkıcılığı” devreye girdi ancak demokrasi adına bir gelişme olmadı. Gelir ve servet dağılımı daha hızlı bozulmaya devam etti. Ülke halkları daha da yoksullaştı, bir bölümü de mülteci oldu. Ülkelerin gelişmiş ülkelerde tuttukları rezervler donduruldu. Bildiğim kadarıyla bunlar ülkelere geri verilmedi. Bu rezervlerin akıbetini bilen de konuşan da yok zaten…

 

Bu arada hem “Renkli Devrimler” hem de “Arap Baharı” düşen ham-petrol ve emtia fiyatlarıyla ciddi desteklendi. Parasal genişleme düşük enerji ve emtia fiyatlarıyla desteklendiğinde sürdürülebilirlik ve etkililiği artacaktı…

 

2019’a gelindiğinde yavaşlayan büyüme, düşük faiz politikasına rağmen yatırım isteksizliği söz konusuydu. Gelir ve servet dağılımı uygulanan genişletici politikalar sonucunda daha da bozuldu. Hanehalkı, firmalar ve kamu kesiminin borç yükünün daha fazla sürdürülemeyeceği konuşulmaya başladı. Özellikle gelişmiş ülkelerde Merkez Bankalarının uyguladığı politikalar varlık ve gayrimenkul fiyatları enflasyonunu patlattı…

 

2019’da ticaret savaşları başlatılırken yılın sonunda Çin’de Covid-19 konuşulmaya başlandı. Kısmi kapanmalar genel kapanmalara dönüştü. 2000 Mart’ında Türkiye’de dahil olmak üzere Avrupa ve ABD’de kapanmalar birbirini izledi. Üretim ve ulaşım sektörleri kapanmaların etkisiyle faaliyetlerini yavaşlattı. İşsizlik hızla artarken ülkeler yeni tedbir ve teşvikleri devreye soktu. Avrupa Birliği Maastricht kriterleri rafa kaldırıldı. Bütçe açıklarının teşvik ve desteklerle hızla artacağı ve kamu borcunun da patlayacağı açıktı. Nitekim Küresel Borç / Küresel GSYH oranı yüzde 325’e ulaştı. Salgına karşı aşılar devreye girdi. Tekrar açılmalar yaşandı. Bu kez ani talep patlaması devreye girdi. Oysa tedarik zincirleri kırılmış, stoklar erimiş ve üretim yapıları hassaslaşmış; çalışma ve yaşam biçimleri değişmişti. Her alanda küresel altyapı yetersizlikleri ortaya çıktı. Çin, ABD, Hindistan gibi dünya ticaretinde etkisi büyük olan ülkeler altyapı yatırımlarını devreye soktu. Ekonomik faaliyetler arttı ancak başta demir çelik olmak üzere hammadde ve emtialara gereksinim ciddi boyutta arttı. Küresel düzeyde enflasyon en önemli sorunlardan biri haline geldi. Enflasyonla mücadele için daraltıcı para politikaların devreye girmesi ve sıfır faiz politikasından dönülmesi gerekiyordu…

 

Peki Fed’in başlatacağı bu daralma politikaları küresel düzeyde finansal bir krize yol açabilir miydi?

 

2021’de yaşanan hızlı büyümenin yeniden yavaşlayacağı ve 1970’ler benzeri bir stagflasyonun gündeme gelmesi söz konusu muydu?

 

Ekonomik kriz sinyalleri artarken bu kez karşımıza Rusya-Ukrayna gerginliği çıktı. Provokasyonlar devreye girdi. İstenen “başarı” sağlandı: Sıcak savaş başladı…

 

Ekonomik krizden söz ederken savunma harcamaları devreye sokuldu. Eskimiş füze ve bombalar devreye girdi. Savaş patronları yeniden kar peşine düştü. Rusya’ya yaptırımlar başladı ve çeşitli ülkelerdeki varlıkları donduruldu…

 

Ne kadar süreceğini bilmediğimiz yeni ortam petrol ve doğal gaz başta olmak üzere birçok emtianın fiyatını patlattı. Tedarik zincirleri kırıldığı için örneğin bizde yağ ve buğday konusunda sıkıntı yaşanmaya başladı…

 

2008-2014 parasal genişleme sürecini düşük enerji ve emtia fiyatlarıyla desteleyen ABD başta olmak üzere “finansçı” ülkeler bu kez enerji ve emtia fiyatlarını kontrol etme konusunda başarılı olamadılar. Çünkü kapanma ve tedarik zincirlerinin kırıldığı noktada patlayan talep ve değişen eko-politik dengeler (Rusya-İran-Suriye vs.) bu kez enerji ve emtia fiyatları üzerinde baskı oluşturmaya yetmedi.

 

Savaş, şimdilik, Merkez Bankalarının paradigma değişimini yeniden düşünmelerine yol açtı. Diğer taraftan “finans” ağırlıklı ülkeler ile “üretici” ülkeler arasında kavga gittikçe derinleşmeye başladı…

 

Kaotik ortam uzadıkça dengeleri yeniden kurmak pek mümkün görünmüyor. Önümüzdeki dönemde sorunların daha da ağırlaştığını göreceğiz. Çünkü dünya yeni bir yol ayrımında…