Her yüksek yoğunluklu çatışma bir süre sonra daha da yıkıcı bir savaşla devam eder ya da belli bir ara verdikten sonra içinde sürpriz ateşkesler veya rutine dönen çatışmaları beraberinde getiren süreçleri tetikler. İniş çıkışlar arasında ülkeler pozizyonlarını ayarlamaya çalışır. 

parakule.com Yazarlar - Metehan DEMİR  24/03/2022     195 GÜN ÖNCE

Tarih boyunca hep böyle olmuştur. Bazan, tam tansiyon düşüyor derken çok daha sert çatışmalar başlar ve beraberinde daha büyük savaşlar ortaya çıkar. Ya da en kanlı çatışmaların olduğu günlerde bir mucize gerçekleşir ve taraflar arasındaki pazarlık ve ateşkesle yeni bir geleceğe doğru umutlar doğar. 

Rusya Ukrayna savaşında da şimdi tedirgin edici ara ara çatışmaların ve bombalamaların olduğu bir patinaj dönemine girdik. Her tür senaryo konuşuluyor. 

Biraz derinlere inelim. Bir kere, bir yanda haberlerde gördüğümüz gibi müzakereler için resmi çabalar, bir de perde arkasında bilinen ve konuşulan aktörler haricinde savaşın herkesin menfaatine aykırı olduğu ve tüm tarafları ağır yaraladığı gerekçesiyle özel müzakere yürüten gizli gayrı resmi süreçler. İnanın tüm kanallar harıl harıl çalışıyor. Bu savaş artık sadece Rus ve Ukrayna’yı ilgilendiren bir savaş değil, tam aksine tüm dünyadaki ekonomik, enerji, stratejik ve sosyolojik dengeleri derinden sarsan bir yüksek yoğunluklu çatışma halini aldı. 

Oyun içinde oyun dönüyor. Müttefik gibi görünen batının içinde bile bu süreçte birbirinin zayıflamasından muazzam haz duyan ülkelerin olduğunu görmek bile mümkün. 

Bir tarafta ambargo nedeni ile Almanya’nın enerji aşırı bağımlılığı ve kilitlenme noktasına gelebilecek sanayi tesislerinin durumundan dolayı batının bu güçlü ülkenin zayıflamasından duyduğu gizli mutluluk. 

Öte tarafta da savaşın birkaç ay daha devam etmesi halinde tüm kıta Avrupasının resesyona girebilme ihtimalini iştahla bekleyen Amerika ve Çin. Böylece kırılgan bağımlılığın pazarlığı kargaşası. 

Bütün bunlar yaşanırken enerji zengini ülkelerin de enerji fakiri olanların kendilerine ne kadar bağımlı olduğunu görmesinden duyduğu o muazzam mutluluk. 

Pandemi süreci bitti bitiyor denilirken şimdi de tüm dünyada bir çatışmalar pandemisi yaşanıyor. 

Evet; Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı artık birinci ayını dolduruyor. Türkiyenin öncülüğünde özellikle son on gündür Rusya ve Ukrayna arasında insani ve kalıcı ateşkesin sağlanması anlamında önemli adımlar atıldı. Karşılıklı ziyaretler ve Türkiye’nin ABD ve İngiltere’nin garantörlüğünde iddiları içinde barış projeksiyonları masaya yatırıldığı konuşuldu.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da son açıklamasında olumlu gelişmelerin olduğunu söyledi. Ancak öte yandan da Rusya’nın Ukrayna’daki saldırıları devam ediyor. En başından beri söylediğimiz bu savaşta alınan karşılıklı darbelere rağmen ‘dayanıklılık çok önemli belirleyici bir rol oynayacak meselesi’ yavaş yavaş gerçekliğini ve ağırlığını hissettiriyor. 

Gelen bilgilere göre, Rusya’nın; 

Ukrayna’nın Avusturya ve İsviçre benzeri sembolik bir askeri gücü olması, Rusya’nın resmi dillerden kabul edilmesi, Kırım’ın Rus toprağı olarak tanınması, Donbass Bölgesinin bağımsızlığının kabul edilmesi, belirli oranda tazminat ödemesi, batının Moskova’ya ambargoları hafifletmesi veya kaldırması, Zelensky yönetiminin NATO ve benzeri kuruluşlara üye olmayacağını açıkça kabul etmesi 

karşılığında ateşkese razı olabileceği belirtiliyor. 

Bu çerçevede Rusya Lideri Vladimir Putin’in Türkiye’ye gelmesi de diplomatik çevrelerde konuşulan konulardan bir tanesi. 

Bu hafta olayın ne şekilde karşımıza geleceğini hep birlikte göreceğiz. 

NASIL BİR TEKLİF BU 

Ancak; Türkiye’yi ilgilendiren çok garip olaylar yaşanıyor. Hatırlarsanız geçtiğimiz haftalarda, NATO, Polonya’dan elindeki savaş uçaklarını Ukrayna’ya vermesini istemiş ancak bu teslimat sırasında kesinlikle NATO adının geçmemesinİ özellikle belirtmişti. Polonya, Almanya üzerinden gönderelim teklifi yapınca bu bile reddedilmişti. 

Sonra da, NATO, Yunanistan’a Rumlardan transfer edilen Girit’te bulunan elindeki S-300 tipi hava savunma füzelerinin Ukrayna’ya  gönderilmesini istemiş ancak yine kesinlikle adının kullanılmamasını şart koşmuştu. 

Tabii ki hem Polonya hem de Yunanistan bir NATO üyesi olarak böylesine bir teslimat yaparlarsa neden bunu kendilerinin yapacağını ve NATO’nun adının kullanılamayacağını söyleyerek bu teklifleri reddetmişlerdi. 

Şimdiyse son bir haftadır Amerikan basınında ve uluslararası haber ajanslarında bir haber yer alıyor. O da Türkiye’nin Amerika’yla en büyük krizi yaşadığı Rusya’dan aldığı S-400 füzeleri ile ilgili.

HALA KONUŞULUYOR

Önce, Amerika’nın etkili gazetelerinden Wall Street Journal (WSJ) yayınladığı bir makalede, ‘’S-400'lerin Ukrayna'ya verilmesi, Türk envanterinden çıkarılması Türkiye'nin F-35 konsorsiyumuna geri dönmesinin ve yaptırımların kaldırılmasının önünü açacaktır" diye bir fikir ortaya attı. 

Reuters haber ajansı da, ABD ile Türkiye arasında S-400'lerin Ukrayna'ya devri meselesinin gayri resmi olarak gündeme geldiğini iddia etti. Hatta, ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Ted Lieu bu durumun Türkiye'nin F-35 programına dönmesi için iyi bir fırsat olduğunu söyledi.

Bir diğer önemli Amerikan gazetesi New York Times da, Amerikalı yetkililerin savaşın başlangıcında Türkiye’nin elindeki S-400 sistemlerini Ukrayna’ya tedarik etmeyi düşündüğünü yazdı ve ‘’S-400’lerin gitmesi F-35’ler için kapıyı yeniden açar’ yorumunda bulundu. 

PEKİ NE OLACAK?

Şimdi biraz diplomatik kulislere inelim. Evet bu konu bir kaç kez gündeme gelmiş. Hatta, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman’ın Türkiye ziyaretinde de seslendirilmiş. Pentagon’dan da gayrı resmi yollarla bu konu konuşulmuş.

Peki gerçekten Türkiye bu Rus füzelerini Ukraynaya verir mi?

Biliyorsunuz, Amerika’nın hasımlarıyla yaptırımlar yoluyla mücadele yasası yani kısa adıyla CAATSA nedeniyle Türkiye’ye karşı başta F-35 savaş uçağı programdan çıkarılmak olmak üzere bir dizi yaptırım kararı alındı. Bu gerginlikler serisi bir çok diğer krizi de tetikledi. Türkiye’nin şu an Amerika Birleşik Devletleri ile Washington yönetiminin Suriye’de PYD-YPG terör eksenine verdiği destek, Halkbank davası, terörle her alanda mücadele, Biden yönetimi ile başından beri devam eden yüksek tansiyon gibi konular başta olmak üzere ciddi problemleri var. 

Diğer tarafta da; Rusya’yla İdlib gerginliği azaltma bölgesinde yaşadığı sorunlar, Mersin’de kurulan nükleer santral, her yıl 6 milyona yakın gelen Rus turist, doğalgaz ihtiyacının en az %45’ini karşıladığığı bir alışveriş, tahıl ve hububat alımı, Rusya’ya yaptığı yüksek volümlü ihracat, ortak enerji nakil hatları, Azerbaycan’ın haklarının korunması adına Ermenistan Moskova ekseninde yürütülen diplomatik süreç, Libya, Doğu Akdeniz gibi konularda ortak eksende buluştuğu zaman zaman da çeliştiği hassas meseleler var.

Ayrıca Türkiye’nin bu hassas denge politikasında ne Amerika için Rusya’yı, ne de Rusya için Amerika’yı feda etme gibi bir politikası bulunuyor. 

Başından beri de Ukrayna’ya siyaseten destek verip toprak bütünlüğünün korunması için çabalıyor. 

Ayrıca Rus S-400 füzelerinin satın alınmasından sonra defalarca bu silahların başka bir ülkeye gönderilmesi tekliflerini de reddetmişti. 

Bu şartlar altında; Türkiye, Ukrayna’ya  göndereceği S-400’ler karşılığında Amerika’yla ilişkileri yeniden başlatmaya evet der mi sorusunun cevabı ise hayır olacaktır. 

Zaten hükümet de böylesine bir karar aldığında gerek iç gerekse dış kamuoyunda tepki çekeceğinin çok iyi farkında. Zaten böyle bir eğilimi ve hevesi de yok. Bu füzeleri almak suç değil. Zamanında Amerikan Patriot füzelerinin verilmemesi nedeni ile acil hava savunma sistemi temini nedeni ile fayda fiyat anlamında akıllıca olan Rus alternatifine yönelinmişti. 

Kısacası, Ankara’dan aldığım izlenim bu yönde asla bir adım atılmayacağı yönünde. 

Tabii ki nihai kararları devlet mekanizmaları veriyor ancak mevcut havayı size bu şekilde aktarabiliriz. Bu hafta her açıdan yakından izlemeye değer.