Birçok Avrupa ülkesinde hem enerji fiyatları hem doğalgaz fiyatları astronomik rakamlara çıkmış durumda.

Yazarlar - Yusuf ALABARDA  26/09/2021     31 GÜN ÖNCE

Avrupa’da enerji krizi kapıda.

Birçok Avrupa ülkesinde hem enerji fiyatları hem doğalgaz fiyatları astronomik rakamlara çıkmış durumda.

Keza, tüm dünyada Brent petrolün varil fiyatı şu sıralar 77 dolar civarında işlem görmekte. Batı Teksas türü (WTI) ham petrol de 73 dolar civarından alıcı buluyor. Oysa daha ağustos ayında 65 dolar civarında işlem görmekteydi. Bunda pandemide durma noktasına gelen üretim tesislerinin tekrar toparlanmaya başlamasının etkisi olduğu kadar, ABD’nin Meksika Körfezindeki tesislerinin, yaşanan kasırgalar ile büyük zayiat görmesinin etkisi oldukça önemli bir etken. Ayrıca OPEC üyesi ülkelerin pandemi döneminde âtıl kalan üretim tesislerinde gerekli bakımları yapmayışının üretimi etkilediği belirtiliyor.

Bu trendler bize bu kış tüm dünyada enerji fiyatlarının cep yakacağını göstermekte. Daha şimdiden birçok ekonomi ağırlıklı yabancı haber ajansında, İngiltere, İspanya ve Fransa gibi ülkelerde olayın geldiği vahim boyutları dile getiren haberler yayınlanmakta.

Konu enerji olduğunda tereddütsüz sirayet etmediği alan da kalmıyor. Konutların ısınmasından sanayi üretimine kadar hemen hemen tüm yolların kesişme noktasında, artan enerji fiyatları duruyor.

Türkiye uzayda bir yerde kendini bu konulardan soyutlayamadığına göre, artan enerji fiyatları Türkiye için de maliyetler üretiyor, üretmeye devam edecek. Şimdiden zincir marketleri denetleyerek fiyat artışları baskılanmak istense de açıkçası bunun başarılı bir yöntem olduğunu düşünmüyorum. Zira girdi maliyetleri ortada açık ve net hesaplanabilirken, konuyu sadece birkaç ürünün tarla çıkış fiyatı ile tezgahtaki satış fiyatı üzerindeki fark perspektifinden okumak ve bunun da faturasını zincir marketlere çıkartmak tabloyu ne kadar değiştirebilir ki?

Avrupa’da neden doğal gaz fiyatları artışa geçti?

Tüm dünyada oluşan bu tablo en çok Avrupa üzerinde etkili oldu. Bu artışın sebepleri;

  • Rusya’dan Avrupa’ya uzanan Kuzey Akım 2 hattının devreye alınması ile alakalı oluşan belirsizlik,
  • Rusya’dan yıl içinde tedarik edilen doğal gaz miktarının tahmin edilen miktarın çok altında kalması,
  • Avrupa’da çok önemli bir paya sahip olmaya başlayan rüzgâr enerjisi santrallerinde düşük rüzgarlardan dolayı yaşanan kapasite düşüklüğü,
  • Avrupa’da iklim değişiklikleri kaynaklı devreye alınan enerji politikaları sonucunda son 10 yılın en düşük doğalgaz stokunun yapılması,
  • Karbon emisyonu kontrolü maksadıyla, başta kömür olmak üzere bazı enerji kaynaklarının tüketimine dair uygulanan tahditler,
  • Çin gibi enerji açı bir ülkenin karbon emisyonunu azaltmak ve ihtiyaç duyduğu enerjiye sahip olabilmek için daha fazla doğalgaz tüketmeye başlaması,
  • İklim değişiklikler kaynaklı yaşanan kuraklıkların hidro elektrik santrallerindeki üretimi negatif yönde etkilemesi,
  • ABD kaynaklı kasırgalardan dolayı kaya gazı üretim tesislerinde yaşanan sıkıntılar,

 

 

Peki tüm bu olan bitenin Türkiye ile alakası nedir?

Türkiye, her ne kadar Avrupa örneğinde olduğu gibi enerji arzındaki krize hazırlıksız yakalanmadı ise de, ithalatçı bir ülke olmasından dolayı doğal gaz ve petrol fiyatlarındaki artışlardan direkt etkilenen bir ülke. Türkiye doğalgaz konusunda fiyatı sabitlenmiş ve ‘al ya da öde’ şeklinde kontrata bağlanmış anlaşmalara sahip olsa da bu yöntem ile tedarik edilen gazın tek başına Türkiye için yeterli olmadığı bilinen bir gerçek. Bu yüzden Türkiye al ya da öde dışında, hem ülke sınırlarının içinden geçen doğal gaz hatlarından hem de spot piyasalardan doğalgaz tedarik eden bir ülke. Lakin görülen o ki spot piyasalarda da bu kış fiyatlar yüksek seyredecek.

Tüm bunları neden kaleme alma ihtiyacı hissettim?

Çünkü enerji güvenliği, tıpkı konvansiyonel anlayıştaki sert güvenlik unsurları kadar ülkeleri tehdit eder boyutlara ulaşabiliyor. Bir ülkedeki hemen hemen her faaliyetin bir ucu, günün sonunda enerji konusuna çıkmaktadır. O yüzden geçtiğimiz hafta ParaKule okurları için kaleme aldığım ‘Dünya Enerjinin Ateşinde Dönüyor’ isimli yazımda verdiğim güncel rakamlar, siz değerli okurlardan olağanüstü ilgi gördü.

Bu yüzden yeni güvenlik parantezi içerisinde değerlendirilen enerji güvenliği, gıda güvenliği, biogüvenlik, düzensiz göç hareketleri, siber saldırılar, iklim değişiklikleri gibi onlarca unsuru, siz değerli ParaKule okurları için sıklıkla farklı yönleri ile değerlendirmeye devam edeceğiz.

Türkiye’nin enerji güvenliği kapsamında yaptığı hamleler neler?

Enerji güvenliği’ kavramından anlamamız gereken husus, “enerji kaynağının üretici ülkeden çıkartılarak uygun piyasa fiyatları çerçevesinde, güvenli istikametler üzerinden problemsiz olarak sürdürülebilir bir şekilde tüketici ülkeye transferi” olmalıdır.

Elbette enerji güvenliği sadece tüketici açısından yorumlanamaz, enerji arzını yapan ülke açısından da, tüketiciye enerji kaynağını problemsiz ve süreklilik arz edecek şekilde aktarabilmesidir.

Bu kapsamda Türkiye yenilenebilir enerji kaynaklarını her geçen gün daha üst noktalara taşımanın telaşı içinde. Yenilenebilir enerji kurulu kapasitesi olarak Türkiye dünyada ilk 10 ülkenin, Avrupa’da da ilk beş ülkenin içine şimdiden girmiş durumda. Lakin bu konuda yeterince seri adımlar atamamak dahi oyun dışı kalmak anlamına gelir.

Türkiye, enerji güvenliğini garanti altına alabilmek maksadıyla yenilenebilir enerjinin dışında Rusya, Azerbaycan, Irak ve İran üzerinden inşa ettiği farklı boru hatları projeleri ile bu konuda örnek gösterilecek çalışmaları hayata geçirdi.

Maalesef ülke gündemi suni gündemler ile yıpratılırken, hem Kuzey Marmara Doğalgaz depolama tesisi hem de Tuz Gölü yeraltı depolama tesisleri, farklı fazlarla devreye alınmaya başlandı. 2023 yılına gelindiğinde Türkiye bu iki alanda yaklaşık 11 milyar metreküplük depolama kapasitesine ulaşacak. Hali hazırda kurulu depolama tesislerinde stoklanabilen cari rakam 4.5 milyar metreküp civarında.

Ayrıca Türkiye’nin ilk yüzer LNG depolama ve gazlaştırma (FSRU) gemisi Ertuğrul Gazi de sessiz sedasız kısır gündemin içerisinde Dörtyol’daki BOTAŞ limanına yanaştı. Ertuğrul Gazi (FSRU) gemisi ile mevcut boru hatlarına bağlı kalmaksızın spot piyasalardan elde edilecek uygun fiyatlı 170 bin m3 LNG, bu gemi üzerinde depo edilerek, günde 28 milyon LNG gazlaştırılıp piyasaya sunulabilecek.

Keza yine Avrupa’da başta Fransa ve İngiltere olmak üzere kullanılan çok sayıdaki nükleer enerji santrallerinin benzerini Mersin’de hayata geçirmemize aylar kaldı. Her ne kadar konu Türkiye’de manipüle edilen bir konu olsa da bugün başta Batı ülkeleri olmak üzere dünyada 443 nükleer santral faaliyette. Bunların sadece 93 adedinin ABD’de, 56 adedinin Fransa’da, 15 adedinin İngiltere’de olduğu bilinirse, Türkiye’de bir avuç suda fırtına estirenlerin amaçlarının ne olduğunu daha kolay anlayabiliriz.

Avrupa’da baş gösteren enerji krizi de açıkça ortaya koyuyor ki nükleer enerji hala enerji güvenliğini sağlamak açısından çok değerli bir alternatif.

Tüm bu rakamlardan anladığımız, enerjiden gıdaya, iklim değişikliklerinden düzensiz göç hareketlerine kadar birçok konuda yapılması gerekenler ve yapılanlar maalesef Türkiye’de bilinçli bir şekilde gündemden uzak tutuluyor ve gündem iç enerjimizi tüketecek kısır çekişmelere kurban ediliyor. Bu türdeki konuların kamuoyunda bir farkındalık oluşturması maksadıyla ParaKule okurları için değerlendirilmesine devam edeceğiz ve sizlerle paylaşacağız.