• YARIM ALTIN
    3.457,00
    % 0,26
  • AMERIKAN DOLARI
    18,6426
    % 0,01
  • € EURO
    19,5584
    % 0,02
  • £ POUND
    22,7209
    % 0,04
  • ¥ YUAN
    2,6647
    % -0,51
  • РУБ RUBLE
    0,2963
    % -0,88
  • BITCOIN/TL
    317115,334
    % -1,98
  • BIST 100
    4.944,67
    % -0,26

Ekolojik Bilinç

Ekolojik Bilinç

Sevgili Okurlar,

Sizlerin de takip ettiği üzere ülkemiz bir kez daha acı dolu bir sınavdan geçmekte. Böyle bir tablo karşısında haftalardır Sizleri bilgilendirmekte olduğum kripto dünyasından haberlere kısa bir ara vererek bizler için hayati önemi olan ormanlardan, iklimden ve yaşamdan bahsetmek istiyorum.

Maalesef zaman bize belli aralıklarla, insanoğlunun doğal afetler karşısında ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatıyor. Şüphesiz bu doğal afetler arasında yarası en uzun zamanda sarılanı orman yangınları.

Asırlardır hüküm sürdüğümüz bu dünyada, dört milyar hektara yayılan hacmi ile toplam dünya yüzölçümünün %31 ini oluşturan ormanlar, insanlığın ve tüm habitatın yaşayabilmesi ve su kaynaklarının muhafaza edilebilmesi açısından hayati bir öneme sahiptir.

Dünya üzerinde Rusya, Brezilya, Kanada, ABD ve Çin dünya orman alanlarının yaklaşık %50 sine sahipler. Avrupa kıtası ise dünya ormanlarının %40’ından fazlasına ev sahipliği yapmakta.

Bir ülkenin ekonomisinin düzenli, insanlarının sağlıklı olması için, yüzölçümünün %30’unun ormanlarla kaplı olması gerekmektedir. Türkiye olarak %29 ile biz bu rakamın tam sınırındayız…. Özellikle ekonomisi tarıma dayalı ülkelerde, orman bir sigortadır.

Ormanlar işlevselliği açısından insanoğlunun hayatında; ekolojik, ekonomik ve sosyolojik öneme sahiptir. Hepimizin ilkokuldan itibaren belleklerimize kazınan, fotosentez çevrimi (bitkilerin oksijen üretip karbondioksit tüketmesi), erozyon ve sel afetlerini engelleme, iklimi düzenleme, küresel ısınmayı önleme, yağışları arttırma, rüzgâr şiddetini azaltma gibi etkiler ekolojik etkilerine örneklerdir.

Ormanlık alanlarda, yağışların tutulup, derelere veya denizlere ulaşması gecikmektedir. Dolayısıyla derelerde veya göllerde suyun ani yükselmesi yerine uzun zamana yayılması durumu ortaya çıkmakta ve akış rejimi kendiliğinden oluşmaktadır.

Ormansız alanlarda yağışın %56’sı yüzeysel akışa gider, %44’ü toprağa sızar. Ormanlık bir alanda ise yüzeysel akış %18’dir. Kalan %82 oranındaki su, toprağa sızarak yeraltı sularını zenginleştirir.

Aynı zamanda ormanı oluşturan habitat, kökleri ile toprağı tutarak yağışların ve akarsuların toprağı taşımasını önlemektedir. Ormanlar yağışlar ile birlikte gelen suyu yapraklardan başlamak üzere gövdeden köklere ve oradan da toprağa yavaş bir şekilde ulaştırmaktadır. Su rejiminin düzenlenmesinde ormanların rolü büyüktür. Su buharını daha da yoğunlaştırarak yağmurun oluşmasına büyük katkı sağlarlar.

Ne acıdır ki, ormanlar yangınları, bitki örtüsünün tahrip olması, ormanlık alanların tarıma veya farklı sektörlere açılması gibi olumsuzluklar, Avrupa ülkelerinde 20 yılda görülen erozyon değerlerinin ülkemizde 1 yılda gerçekleşmesine neden olmaktadır.

İnsanların yaşadıkları şehirlerin aksine, ormanlık alanlarda doğa ile iç içe olmaları, buldukları huzur ve sükûnet, tabiatı ve kendileri haricindeki yaratılışı gözlemleme imkanları, doğanın estetiği ile ruhlarının zenginleşmesi gibi faktörlerde, ormanların insan üzerindeki sosyolojik etkilerine örneklerdir.

Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA) tarafından verilen bilgiye göre son 7 günde 40 tan fazla ülkede yangınlar ile mücadele edilirken en fazla orman yangınının görüldüğü ülkeler; Angola, Demokratik Kongo, Zambiya, Güney Afrika, Tanzanya, Mozambik gibi Afrika ülkeleri ve Brezilya, Şili, Peru ve Paraguay gibi Latin Amerika Ülkeleridir. Avrupa’ da ise bu ülkeleri Italya, Yunanistan ve İspanya takip etmektedir.

Görüldüğü üzere üzerinde yaşadığımız dünya bize açık bir şekilde uyarı vermektedir. Bu yangınların bir kısmı sabotaj olsa da inancım odur ki büyük bir kısmı yaklaşmakta olan ve bilim adamlarının bizi uyarmaya çalıştığı küresel ısınmanın habercileri konumundadır.

Ormanlar ve barındırdığı habitat, insanlığa; gıda, yakıt, ilaç, barınak, temiz su, istihdam, peyzaj, dinlenme gibi imkanlar sağlayarak insanlığın ekonomik gelişimine de ciddi katkılar sağlamaktadır.

Orman yangınlarının başladığı ilk günden itibaren, ormanlarımız hakkındaki tüm bilgileri ve sayısal verileri öncelikli olarak görsel basın vasıtası ile öğrenmekteyiz. Gönül isterdi ki bu donanıma, başımıza bir afet gelmeden önce sahip olabilseydik ve sürekli olarak ormanların ve doğal hayatın korunması hakkında bilgilendirilseydik. Maalesef toplumsal yaşama katkı açısından yaşadığımız coğrafyadaki ülke halkları, gelişmiş batılı toplumlara oranla daha az bilgili ve duyarlı.

Ormanlık alanlarımızın devlet eliyle özelleştirilmesinin ve ormancılık faaliyetleri haricinde kullanıma açılmasının yoğun olarak tartışıldığı şu günlerde, dikkatinizi Almanya gibi gelişmiş bir ülkeye çekmek istiyorum.

Almanya’ nın sahip olduğu 11,4 milyon hektarlık orman arazisi, ülke yüzölçümünün 1/3 ü kadardır. Bu ormanların %48’i özel sektörün, %29’ u farklı ülkelerin, %19’ u ise ülke içindeki sivil toplum örgütlerinin tasarrufuna ve kullanımına bırakılmıştır. Devletin ormanlar üzerindeki payı sadece %4 ile sınırlıdır. Hiç şüphesiz bu dağılımdaki kamu vicdanı ve Alman Toplumunun hakları ve menfaatleri, çıkarılan çevreci kanunlar ile sağlanmaktadır. Bu sayede Almanya ormanlık alanlarını son 50 yılda 1 milyon hektar arttırmayı başarmıştır.

Bugün Türkiye de ormancılık dışı faaliyetler için kullanılan alan yaklaşık 750 bin hektardır. Maalesef bu alanlar kağıt üzerinde halen orman arazisi olarak görünmekle birlikte, yabancılara verilen siyanürlü altın arama izinleri ile ormanlarımız katledilmekte, hidroelektrik santralleri ile doğanın su akışına müdahale edilerek bitki örtümüz zayıflatılmakta, tarım ve inşaat sektörü gibi kullanım izinleri ile ormanlık alanlarımız orman niteliğini yitirmektedir.

Başta devleti yönetenlerin ve içinde yaşadığımız toplumun, ormanlık alanları, arsa ve arazi olarak görmekten vazgeçip, bu alanlar üzerinde yapılacak her türlü faaliyeti ormancılık ekosistemi içerisinde değerlendirmeleri gerekmektedir.

Keza bizim gibi bir Akdeniz ülkesi olan ve hemen hemen aynı habitata sahip olan ISPANYA’ nın ormanlarının kapladığı alan ülke yüzölçümünün %37’sidir. İspanya’nın da ormanlarının %70’si özel sektörün tasarrufunda bulunmakta, sadece %27 si devlet tarafından kontrol edilmektedir.

Bu örnekleri dünya çapında aynı minvalde çoğaltmak mümkündür ama gelişmiş hiçbir ekonomide, Türkiye örneğinde olduğu gibi kamu menfaatine aykırı bilinçsiz ve yok edici bir kullanım gözlenmemektedir.

Türkiye’ nin aksine; Avrupa Birliğine üye ülkeler ve üyelik aşamasında olan ülkeler, küresel ısınmanın gittikçe artan etkisini yavaşlatabilmek için öncelikle yenilenebilir enerji kullanımını yaygınlaştırmayı, ulaşım ve sanayi üretimi başta olmak üzere, karbon salınımını, düşük karbonlu tercihlere doğru evriltmeyi kendilerine amaç edinerek, 2030 ve 2050 yıllarını hedef alan, “Avrupa Yeşil Anlaşması” nı imzalamışlardır.

Bu anlaşmanın detayları ve uygulanacak adımları şimdiden okulların müfredatına, tüm sivil toplum örgütlerinin programlarına işlenmektedir. Adaptasyon, sokaktaki vatandaştan, ticari işletmelere ve tüm sanayi üretim kollarına kadar kanunlar vasıtası ile gerçekleşmektedir.

Halka sunulan ana fikir; AB’nin doğal sermayesinin korunması ve geliştirmesi yolu ile halk sağlığının ve refahının olumsuz çevresel faktörlerden arındırılmasıdır.

Gönül arzu eder ki bizim coğrafyamızda da bu toplumsal bilinç devlet tarafından yaratılabilsin, doğanın korunması ve toplumsal yaşamın çevre bilinci ile donatılması devlet güvencesi altına alınabilsin.

Zor mu?

Kesinlikle değil….  İstenildiğinde ve konu toplumsal hedef olarak ele alındığında çok basit. Yeter ki devleti yönetenler bu konulara önem versinler, başarı adımlarını atacak eğitimli genç ve dinamik kadroları içlerinde barındırsınlar.