• YARIM ALTIN
    3.506,00
    % 0,42
  • AMERIKAN DOLARI
    18,6440
    % 0,01
  • € EURO
    19,6447
    % -0,27
  • £ POUND
    22,8636
    % 0,13
  • ¥ YUAN
    2,6808
    % 0,15
  • РУБ RUBLE
    0,2984
    % 0,48
  • BITCOIN/TL
    320170,469
    % -0,50
  • BIST 100
    5.005,30
    % 3,08

İllüzyon…

İllüzyon…

. Tasarruf gelirin harcanmayan kısmı olarak tanımlansa da aslında akıllı veya rasyonel harcama demektir.

Tasarruf ekonominin durakladığı dönemlerde önerilmez tam tersi “harcama yapın ki ekonomiye can katın” denir. Doğrudur. Ekonominin duraklaması veya ekonomik faaliyetlerin yavaşlaması ekonomide istenmeyen bir durumdur. Peki her harcama ekonomik faaliyetlerin canlanması açısından olağan bir durum mudur?

Talebin artması tabii ki ekonomik faaliyetlerin canlanması açısından iyidir. Ancak her talep artışı sürdürülebilir bir ekonomik faaliyet artışının garantörü değildir…

Türkiye ekonomisinde son aylarda iç talebin “can çekişmesini” izliyoruz. Bunu rakamlarla kanıtlamak çok mümkün değil. Çünkü enflasyon oranı ile hissedilen enflasyon arasında ciddi fark var. Sonuçta değişen bir şey yok: Geniş kesimlerin satın alma gücü düşüyor…

Bu durumda “tasarruf yapın” demenin bir anlamı kalmıyor. Tasarruf yapan kesimler artık belli: Parası pulu olanlar… Geniş kesimlerden tasarruf yapmalarını beklemek “ahlaki” değil. Gelirler belli. Yapılan harcamalar da…

Faturalar kabardı. Tasarruf yapın demek “işsiz kalın” demekle aynı şey…

Yüksek geliri olanlar harcayacak… Yoksa dengesizlik içinde oluşan dengeler daha da bozulacak. İnsanlar tasarruf ettikçe ekonomik faaliyetler daralacak.

Sanırım bazı şeylerin sonuna doğru geliniyor. Bir taraftan alım gücünü korumaya çalışanlar, diğer taraftan da varlığına varlık katarken bunları nasıl koruyacağını düşünenler…

Sorun açık: Bir sınıf satın alma gücünü kaybederken, diğer tarafta varlığı artanlar bu varlıklarını nasıl koruyacak?

Dört kişilik bir ailede açlık sınırının 5 bin TL’lere, yoksulluk sınırının da 16 bin TL’lere yükseldiği bir toplumda yüksek gelir elde edenler kendilerini nasıl rahat hissedecek? İşte anlaşılamayan da bu çelişki…

Yüksek gelir elde edenler kendilerini rahat hissetmez ve kendilerini nasıl korumaya çalışacakları konusunda endişe yaşarken satın alma gücü önemli ölçüde gerilemesi geniş kesimlerin bunu fark etmemesi ve/veya bir illüzyon içinde durumlarını kabullenmesi…

Bu da ülkemize has bir özellik. Anlaması çok kolay değil. Siyasi analiz yapanlar da yıllardır bunu çözmeye çalışıyor…

Tasarruf kritik bir kavram olarak burada devreye giriyor. Düşük gelire sahip olan kesimler satın aldıkları mallar değer kazandıkça bundan mutlu oluyor. Bir şekilde gecekondu sahibi olmuş, kentsel dönüşümde birkaç daire elde etmiş “düşük gelirli” kesimler ev fiyatları arttıkça mutlu oluyor. Kısaca enflasyon küçüklü büyüklü mal sahiplerine avantaj olarak yansıyor. Evinin değeri arttıkça zevk içinde izliyor. Gelirinin reel olarak satın alma gücünü yitirdiğine odaklanmak yerine pahalı akaryakıt nedeniyle dokunamadığı otomobilinin, kendi oturduğu evinin, evindeki dayanıklı tüketim mallarının değer artışından “zevk” duyuyor…

Yaşanan bir illüzyon ve her türden mal sahibi bu illüzyonun etkisi altında…

Ne tasarruf ne de akıllı harcama…

Bunların bir önemi kalmıyor. Enflasyonda artan mal fiyatları mal sahiplerine yalancı bir zenginlik hediye ediyor…