• YARIM ALTIN
    3.450,00
    % 0,17
  • AMERIKAN DOLARI
    18,6397
    % -0,02
  • € EURO
    19,5514
    % -0,02
  • £ POUND
    22,7189
    % 0,02
  • ¥ YUAN
    2,6686
    % -0,36
  • РУБ RUBLE
    0,2953
    % -1,23
  • BITCOIN/TL
    316941,186
    % -1,71
  • BIST 100
    4.957,77
    % -0,10

KITLIK

KITLIK

Küreselleşme ile birlikte insanların savaşlardan uzaklaşacağı ve bolluk içinde bir yaşamın başlayacağını umut ederken geldiğimiz nokta burası.

Ukrayna’nın Rusya tarafından işgali uzamaya devam ederse, önümüzdeki süreçte gıda ve enerji konusunda daha vahim bir tablonun kapısı aralanabilir.

Post-pandemi de diyebileceğimiz bir dönemde ilk kötü haber Çin’den gelmişti, dünyanın en büyük üretim merkezi Çin Halk Cumhuriyeti’nde enerji krizi ortaya çıktı. Ülkenin sanayi merkezi olan Guandong’da hükümet uzunca bir süre enerji kısıtlamalarına gitti. Aslında benzer bir sorunu İran’dan gelen gaz akışındaki sorun dolayısı ile kısıtlı bir süre de olsa Türkiye’de de bu aralık ayında yaşamıştık.

Başta kömür ve doğal gaz fiyatlarındaki bu hızlı yükseliş ve bunun doğal bir yansıması olarak elektrik fiyatlarındaki fahiş artışlar hükümetleri sert tedbirler almaya itince, elektrik üreten firmalar elektrik arzını kısmaya ve oluşan zararları kontrol edilebilir noktalarda tutmaya çalıştı.

Bugün Türkiye’de yaşanan elektrik enerjisindeki artışın bir diğer sebebi de tam bu noktadan okunması gereken bir husus. Yatırımlarını döviz cinsinden yapan elektrik firmaları bir taraftan borçlarının geri ödemesini yüksek kurdan yapmaya çalışırken, diğer taraftan artan doğal gaz ve kömür fiyatları ile başa çıkma derdindeler.

İşte tam bu şartlar içinde hükümetin yerli kömüre olan ihtiyacın karşılanabilmesi açısından zeytinlik alanlar ile ilgili düzenlemeyi gündeme getirmesi tesadüf değildir. Anlaşılan o ki önümüzdeki yıllarda da bu enerji fiyatlarındaki artışlar tüm dünyayı sarsmaya devam edecek.

Bu yıl ülke genelinde bol yağışlı bir sezon geçirilmesi, başta buğday ve hidroelektrik santrallerinin verimlerine müspet yönde katkı sunacaktır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın pandemi sürecinde dile getirdiği ‘elinde bir metrekare toprağı olan dahi eksin’ cümlesi bugün geldiğimiz noktada çok daha iyi anlaşılıyor. Aslında kimsenin bir metrekareyi dahi boş bırakması için bir sebep yok, lakin girdi maliyetlerinin başta gübre, mazot ve elektrik üçgenindeki fahiş artışı çiftçiyi son derece zor durumda bıraktığı da sahada bizzat tespit ettiğim hususlar.

Bu üç girdideki fahiş artışın küresel çapta bir artış olduğu ve tüm bu artışların yüksek döviz kurları ile katlandığı düşünüldüğünde sanırım tablo daha net ortaya çıkacaktır.

Dünya’da fosil yakıtlar ve kaya gazı üretiminde ilk beş ülke içinde olmasına rağmen oluşan maliyetlerin ABD’yi dahi derinden etkilediği Biden’ın konuşmalarına sürekli sirayet eden bir husus. Biden yine geçen yaptığı bir konuşmada tedarik zincirlerindeki yaşanılan sorunları çözmek için gerekirse Ulusal Muhafızları dahi kullanmaktan imtina etmeyeceğini duyurdu.

Tüm bu süreçlerin üzerine Ukrayna’nın işgali neticesinde petrolün varil başı fiyatının 130 dolara kadar yükselmesi eklendiğinde, dünyada arz ve talep arasındaki farkın daha da artacağı bir döneme girilmesi anlamına gelir ki bu da yüksek enflasyonlu bir dönem ve durgunluk demek olur.

Umarız ki dünya bir ekonomik durgunluğun pençesinde kalmaz, çünkü ekonomideki büyük buhranlar genelde büyük savaşlarında kapısını aralayan en önemli amil olagelmiştir.

Ukrayna İşgalinin gıda fiyatlarına olan yansıması

Sadece Rusya ve Ukrayna’nın dünya hububat üretiminin yüzde yirmi beşini karşıladığı düşünülürse, önümüzdeki süreçlerde bu işgalin dünyayı daha fazla etkileyeceğini akla getiriyor. Dünyanın adeta ekmek sepeti niteliğindeki bu iki ülke en çok ihracatını Afrika bölgesi ve Çin’e yapmakta. Çin ise birkaç ülke ile birlikte pandemi başlar başlamaz zaten buğday stoku yapmaya başlamıştı.

Türkiye gibi makarna ve unlu mamul ihracatında dünyada ilk üçün içeresinde olan bir ülke açısından da bu durum yakından takip edilmesi gereken bir husus. Her ne kadar Türkiye kendi ihtiyacı olan buğdayı üretebilen bir ülke olsa da gerçekleştirdiği büyük unlu mamul ihracatı, Türkiye’yi Rusya ve Ukrayna üzerinden buğday ithalatı yapan önemli bir ülke konumuna getiriyor.

Peki ya Afrika?

Ukrayna ve Rusya’nın buğday konusunda ana müşterisi olan Afrika da bu savaştan şüphe yok ki payını fazlasıyla alacak. Nüfusu 1,2 milyarı geçen Afrika’nın buğday ihtiyacının yaklaşık yüzde kırk kadarı sadece bu iki savaşan ülkeden geldiği dikkate alınırsa, Afrika’yı önümüzdeki yıl içerisinde zorlu günlerin beklediğini söylemek zor olmasa gerekir.

Elbette Afrika merkezli ortaya çıkacak bir kıtlık başta tüm Avrupa’yı ve dünyayı daha büyük göç dalgaları ile karşı karşıya getirebilir. Göç denilen kavramın da başta güvenlik ve demografi sorunlarını nasıl arttırdığını sanırım tüm dünya çok iyi biliyor.

İşte çizilen tüm bu kara tablo bize gösteriyor ki kaynakları son derece iktisatlı kullanmak hepimizin üzerine düşen en önemli görev. Dünya bugün yaşadığımız günleri ileride aramak istemiyorsa, elektrik enerjisini de gıda ürünlerini de çok daha tasarruflu kullanmamız gereken bir periyoda girdi.

Sanırım en büyük eksikliğimiz de iktidarı ile de muhalefeti ile de son derece popülist söylemler üzerinden konuları ele almaya devam edişimiz. Oysa dünyanın ve ülkenin içinde olduğu gerçekleri görüp, toplumu bu hususlarda bilgilendirmek ve popülist söylemlerden kaçınmak evlatlarımıza ve ülkemize karşı en önemli mesuliyetimiz.