Yıllardır “düşük faiz, gerçekçi kur” politikasını savundum. Gerçekçi kur öncelikle ihracatı desteklemek için değil özellikle ithalatı caydırır içerideki üretimi destekler; böylece tarım ve sanayide üretici bir ülke oluruz, istihdam da artmış olur dedim…

Yazarlar - Prof. Dr. Sadi UZUNOĞLU  23/11/2021     7 GÜN ÖNCE

Yıllardır “düşük faiz, gerçekçi kur” politikasını savundum. Gerçekçi kur öncelikle ihracatı desteklemek için değil özellikle ithalatı caydırır içerideki üretimi destekler; böylece tarım ve sanayide üretici bir ülke oluruz, istihdam da artmış olur dedim…

Bu tez karşısında “bırakın kur düşsün verimliliği artıralım” görüşü genelde rağbet gördü…

Bu görüş teorik olarak yanlış değil. Kur düşse bile üretim maliyetleri verimlilikle düşürülebilir, ihracat da bu şekilde desteklenebilir.

Geçenlerde Mahfi hoca “Türkiye’yi Anlama Kılavuzu” adlı bir makale yayınladı. Makaleyi okuyun lütfen. Bizim her şeyi nasıl farklı anlayıp uygulayan bir ülke olduğumuz gayet açık biçimde anlatılıyor. Kısaca;

 

“Burası Türkiye abi…”

• Bizde verimlilik artışı ancak teknolojiyi ithal ederek gerçekleştirilebiliyor. Bu da kamunun verdiği yatırım teşvikleri ile olabiliyor…

• Girişimcilerimizin çoğunluğu yeni makine / yeni yatırım ile üretebileceği ürünlere “sürekli talep” olup olmayacağını “çok” da düşünmeden, “bu teşviklerden yararlanayım yoksa vergi ödeyeceğim” anlayışıyla yatırım yapıyor.

• Bu arada kamunun yanlış teşviklerinin yarattığı kayıpları yazmıyorum…

• Yok öyle değil diyorsanız şirket ömürlerine bakın: Ortalama şirket ömrümüz 25 yıl. Yüzde 95’i aile şirketlerinden oluşan firmalarımızın dördüncü kuşağa devredilme oranı yüzde 3…

• TL kazanıp “nasılsa kur artmaz artık” diyerek yıllarca risk yönetimi yapmadan döviz ile borçlanan girişimcilerimiz ortada. Bir bölümünün döviz kredileri TL’ye çevrilip firmalar kurtarıldı ama hala MB verilerine göre birçok firma “açık pozisyonda” kur riski ile karşı karşıya. Düşük kura sarılıp yıllarca maliyetlerini kontrol eden firmalarımız artık bunu yapamıyorlar…

• Ucuz emeğe dayalı ihracattan çıkılması gerektiğini, katma değeri yüksek ürünlere yönelmemiz gerektiğini söylüyoruz. Tamam da bu nasıl olacak? Yaratıcılığı ve farklı düşünceyi baskılayan eğitim sistemi, tweter’e kadar düşen bilimi dışlayan sorulara dayalı sınav anlayışı, belirsizlik ve kendini ifade edemedikleri için yurtdışına gitmeyi tercih eden sınavlarda ilk yüz bine girmiş olan gençlerimiz… 

• Katma değerli üretimin ancak teknoloji ve yeni makine ithalatına dayalı olması kaçınılmaz…

• Bu arada katma değeri yüksek ürünler üretip ihraç edelim derken; beş yıldızlı otelleri ucuz fiyatlara “her şey dahil sistemi” ile düşük fiyatlarla pazarlamaya ne demeli?

• İhracatçının-ithalatçının bir araya gelip birlikte hareket edelim dediği kaç platformumuz var? Herkes tek başına. Yurtdışı ise örgütlü. Bizden alırken ucuza bize satarken pahalıya satabiliyorlar…

• Bu arada biz verimliliği artırırken, Çin başta olmak üzere diğer rakiplerimiz bizi beklemiyor. Onlar da verimlik artışı için çaba sarf ediyorlar. 

Gerçekçi olalım: Kur ile desteklenmeyen verimlilik / verimlilikle desteklenmeyen kur ne yazık ki bizim ülkemizde çalışmaz…

Bu günkü kurun da “gerçekçi” olmaktan çıkıp “sefalet” kur olduğunu da belirtmem gerekiyor. Bu yazıdan sakın kurun bugünkü düzeyini savunduğumu çıkarmayın…