Dünyamızda yaşayan insan nüfusun 8 milyara yaklaşmaya başlamasıyla, gıda arzının yeterliliği konusu son yıllarda ciddi araştırmalara konu oluyor.

parakule.com Yazarlar  20/03/2022     146 GÜN ÖNCE

Tarım toplumuna geçişle birlikte gıda üretiminde yaşanılan bolluğun, nüfus artış hızından daha yoğun olduğu antik kazılarda ortaya çıkarılan 8-9 bin yıllık tahıl ambarlarından da anlaşılabiliyor. İlkim koşullarındaki katastrofik değişimler bir yana, toplumu fazlasıyla doyurabilen tarımsal üretim anlayışıyla ilk çağlarda medeniyetin kök salabildiği de bir gerçek. Sanayi devrimi sürecinde ise tarımdan sanayiye kayarak yoksullaşan sınıfların geçim sıkıntı çekmelerinin bir nedeni olarak, ünlü iktisat düşünürü R. T. Malthus’un öne sürdüğü “nüfus teorisi” de bu bağlamda ilgi çekicidir. Teoriye göre doğal nedenlerden ötürü (!) gıda üretiminin aritmetik biçimde artması (1,2,3,4,5,6…) bunun yanında, nüfusun da geometrik biçimde katlanarak yükselişinin (1,2,4,8,16,32…) ilerleyen zaman içerisinde kıtlığa yol açması kaçınılmaz oluyor. Liberal bir düşünür olan Malthus, kıtlığa yol açabilecek nüfus artışının, savaşlar ve bulaşıcı hastalıklarla kırılmasını beklemek yerine, insanların kendi kendilerine sefaletlerine neden olacak çoğalma hızlarını kontrol edebileceklerine de inanıyor. Bu konuda Malthus’un fikirlerini benimseyen yakın arkadaşı dönemin ünlü borsa simsarı D. Ricardo, yoksulluk ve geçimlik ücretlerin düşük seyretmesinin nedenini nüfus artış hızında görerek, fakir kesimlerin evlilik kararı alırken iyi düşünmeleri gerektiğini de vurguluyor.

Sanayi devrimleri sonrasında Avrupa’dan yeni keşfedilen kıtalara göçler ve diğer doğal nedenlerle dünya nüfusunun hızlı bir şekilde çoğalmasının yanı sıra, gıda üretiminin de bu dönemde katlanarak yükseldiği tahmin ediliyor. Ancak,  20. Yüzyılda yaşanılan savaşlar, bulaşıcı hastalıklar ile Afrika kıtasının kolonileşmesi sonrasında görülen kıtlık sorununu varlığı da zamanla Malthusyen teoriyi yeniden tartışmaya açıyor. Dan Brown’un İnferno romanını; Malthus’tan etkilenen çılgın bir mucidin dünyanın sonunun aşırı nüfus artışıyla geleceği tezine inanması ve olayların bu takıntı neticesinde kurguladığını da hatırlatalım. Hızla artan nüfusu yeteri kadar besleyememek tarım politikalarının üzerine çöken bir karabasan niteliğinde.

Son dönemlerde ülkemizde kamuoyunun da tepkisini çeken maliyet artışlarının çok hızlı biçimde gıda fiyatlarına yansıması ekseninde, dünyada son yıllardaki tarımsal üretim ve gıda fiyatları kısaca nasıl bir performans göstermiş (?) gelin birlikte öğrenelim…

Bu çerçevede, geçtiğimiz aylarda yer küremizdeki tarımsal üretim faaliyetlerini yakından takip eden Birleşmiş Milletler Dünya Tarım Örgütünün (bilinen kısaltma adıyla FAO) yayımladığı, 2021 basımı istatistik çalışmalarında ilgi çekici bilgiler mevcut. FAO’nun araştırmalarına göre ormancılık ve balıkçılık faaliyetlerinin de dahil olduğu zirai üretim hacminin 2000-2019 yılları arası dönemde yüzde 73 oranında artış göstererek, mali değerinin 3,5 trilyon dolara ulaştığı tahmin ediliyor. Yalnızca Afrika kıtasında, tarımsal üretimdeki katma değerin, aynı dönemde 170 milyon dolardan, 404 milyon dolara çıktığı da raporda belirtiliyor. 2019 yılında dünya tarım üretiminde yüzde 64’e yakın bir paya sahip olan Asya kıtasında 2000 yılı başından itibaren yüzde 84 oranındaki hacim artışının mali değeri ise yaklaşık 2,2 trilyon dolara ulaşmış durumda. Avrupa ve Amerika kıtasında ve 2016 yılındaki daralmaya rağmen Okyanusya kıtasındaki üretim artışları da varlığını sürdürüyor.

Yoğun nüfus yapılarıyla Çin ve Hindistan - biraz da iç talebe bağlı olarak-  global tarımsal üretimde ilk sıraları paylaşırlarken, Birleşik Devletler de gelişmiş tarım sanayisiyle üçüncü en üretken ülke konumunda bulunuyor. Diğer taraftan, örgütün hesapladığı gıda malları fiyat endeksinin (2014-2016=100) -Covid-19’un tedarikçiler üzerindeki olumsuz etkileri sebebiyle- ortalamanın üzerinde sergilediği artış, rapordan aktardığım aşağıdaki şekilden de takip edilebilir.

 

Sonuç olarak dünyada gıda üretim hacminin yanında, özellikle son dönemde görülen enflasyonist baskılar sonucu yaşanılan fiyat artışlarının, kıtlık tartışmalarını daha da körükleyeceği bekleniyor. Tüm ülkelerde tarımda üretim ve desteklerin planlanmasının yanında, tedarik zincirlerinin yarattığı maliyet enflasyonuna da hesaba katarak ivedi çözümler geliştirilmesi ise ciddi önem arz ediyor.