• YARIM ALTIN
    3.769,00
    % 0,00
  • AMERIKAN DOLARI
    18,8439
    % 0,07
  • € EURO
    20,2316
    % 0,05
  • £ POUND
    22,6909
    % 0,12
  • ¥ YUAN
    2,7736
    % 0,04
  • РУБ RUBLE
    0,2640
    % -0,22
  • BITCOIN/TL
    428734,131
    % -0,83
  • BIST 100
    4.930,18
    % -1,35

Riskler ve Gerçekler…

Riskler ve Gerçekler…

Hemen konuya giriyorum. Şu an itibarıyla küresel anlamda karşımızda 3 büyük risk bulunuyor:

1. Enflasyon
2. Borçluluk
3. İklim Değişikliği

Bu risklerden en önemlisi iklim değişiklikleri ile ilgili. Çünkü diğer riskleri elle tutulur hale getiren tetikleyici bir özelliği var. Kuraklık, yangınlar, seller, kasırgalar vs derken gıda darboğazları, üretimde ve ticarette düşüş, hızla yükselen fiyatlar ve düşük büyüme gibi bir domino etkisi yaratıyor. Bunun sonucunda sadece borç/aktif oranı değil, borç/ciro oranları bile gerçeküstü seviyelere çıkabiliyor.

Önümüzde iki adet senaryo var: ilki ılımlı büyüme-yüksek enflasyon. İkincisi ise düşük büyüme-yüksek enflasyon. Yani her iki alternatifte de yüksek enflasyon karşımıza çıkıyor. Bu duruma bakınca Merkez Bankalarının faiz yükseltme konusunda neden acele etmediklerini ve parasal sıkılaşma adımlarında neden soğukkanlı davranmaya çalıştıklarını daha net anlayabiliyoruz.

Eğer büyüme oranları revize edilen halinden de düşük seyrederse, bazı sektörlerde kar krizleri meydana gelebilir. Bu durumda aktiflerin sürekli yeniden değerlemesi veya mecburi yapılandırmalara rağmen krediler büyük sorun çıkarabilir. Hal böyleyken, “faizlerin düşük kalması veya bilerek düşürülmesi büyüme hızlarına olumlu tesir yapacak mı” diye sorarsanız, buna garanti veremeyeceğimi söyleyebilirim.

“Samimiyet Geleceği de kurtaracak….”

Tarihte negatif reel faizin ya da negatif faizin büyüme ve kalkınmaya birebir katkı yaptığına dair herhangi bir kanıta rastlamadım. Sanıyorum 1970’lerin sonundan beri negatif reel faiz politikası kriz zamanları hariç uygulanmıyor. Çünkü tasarruf sahipleri birikimlerini finansal aracılara emanet ederken en az enflasyon kadar getiri talep ediyorlar. Eğer bu gerçekleşmezse doğal olarak tasarruflar başka arayışlara gidiyor. Ülkemizdeki Dolar talebinin bir kısmı bu sebepten kaynaklanıyor. Diğer kısmı ise güvensizlikten.

Elbette yüksek faiz hem büyümenin hem de borçların ödenmesinin önünde bir engeldir. Sürekli yüksek seviyede olması yatırımcıları da küstürür. Çünkü bir ülkede faizin getirisi diğer yatırımların getirisinden yüksek ise basit bir fizibilite hesabı neticesinde yatırımcılar paralarını “en az risk-en çok getiri” prensibine göre değerlendirirler. Yüksek Faizle temin edilen kaynaklarla bankaların ve diğer finansal kurumların daha da yüksek faizle borç vereceği aşikardır. Devletin bu dinamiği bozarak müdahalesi ise arzu edilmeyen sonuçlar doğurabilir. Türkiye’de kurların yükselmesi buna bir örnektir.

Şunu da soran oluyor: “ABD ve AB’de de faizler enflasyondan düşük, neden kimse itiraz etmiyor ?”. Bence son derece doğru bir soru. Ancak, ABD ve AB büyüme ile ilgili riskleri öncelikli olarak gördüğünü kamuoyuna şeffaflık içinde anlatıyor. Fed ve ECB Başkanları düşük enflasyona sahip olmanın avantajını kullanarak parasal genişlemeyi uyguluyorlar. Bizde ise enflasyon hep yüksek ve bu sebepler faiz indirimleri parasal genişleme değil “parasal gevşeme” olarak adlandırılıyor. Yani enflasyon tehlikesi son derece net ve güncel şekilde ortadayken, piyasaya bilimsel ve pratik olarak doğru olmayan mesajlar sunularak faiz düşürülüyor. Neticede mevduat faizi düşüyor ama kredi faizleri bir türlü düşmüyor. Diğer taraftan kurlar da hızla yükseliyor.

Türkiye’nin ulusal parası Dolar ve Euro olmadığına göre, tasarruf eksikliği ve ithalat bağımlılığı net şekilde ortadayken, dış borcun yüksekliği bilinirken, enflasyon baş ağrıtacak seviyelere yükselmişken, hele ki kredi borçları konusunda endişeler varken ABD ve AB’nin yaptığını yaparak arzulanan sonucu elde etmemiz mümkün değil. Ancak her zaman söylediğim gibi samimi bir şekilde gerçekte ne yapmak istediğimizi söyleyerek, yani büyümeyi önceliğe aldığımızı net şekilde ifade ederek piyasanın güvenini kazanabiliriz.

Bunu yapmak için de enflasyonu düşürmek için faizde değil, vergi ve dış ticaret rejiminde değişikliğe gitmek gerekiyor ki verilen mesaj inandırıcı olsun.