• YARIM ALTIN
    3.835,00
    % -0,15
  • AMERIKAN DOLARI
    18,8689
    % 0,12
  • € EURO
    20,4745
    % 0,10
  • £ POUND
    23,3810
    % 0,14
  • ¥ YUAN
    2,7835
    % 0,12
  • РУБ RUBLE
    0,2719
    % 0,41
  • BITCOIN/TL
    447525,403
    % 3,53
  • BIST 100
    5.191,83
    % -0,75

Türkçe hamleye Latince rest

Türkçe hamleye Latince rest

Neredeyse 1 haftadır daha önceden bildiğimiz ama artık gündem olması nedeni ile neredeyse her gün duyduğumuz latince kökenli bir ifade var: Persona Non Grata.

Yani diplomasideki klasik kullanım biçimi ile, ‘İstenmeyen Adam’.

Yani; Bir ülkede tanımlanan görevleri dışına çıkan ve misafirliğe yakışmayacak şekilde içişlerine karışan yabancı ülke temsilcilerinin derhal ülkeyi terk etmesinin istenmesi durumu.

TÜRKÇE

Türkiye Cumhuriyeti Başkentinde 10 Ülke Büyükelçisinin, ABD Büyükelçiliği twitter hesabından ‘Türkçe’ olarak ayar vermeye kalkışması sonrası karşılaştıkları bir durumdan bahsediyoruz.

LATİNCE

Ankara’nın da bu küstahlığa karşı geri adım atılmazsa sizi ‘istenmeyen adam’ ilan ederim diye onlara bahsettiğimiz bu ‘latince’ diplomatik dille ‘persona non grata’ diye çektiği restin hikayesinden bahsediyoruz.

Hatırlarsanız, geçen 18 Ekim’de Amerikan Büyükelçiliği Twitter hesabından yapılan açıklama bir anda gündeme bomba gibi düştü.
Zaten tatsız giden döviz kurları dalgalandı. Bu Türk diplomasi tarihinde ilk kez oluyordu.

GÖRÜLMEMİŞ ŞEY

18 Ekim’de ne olmuştu detaylara bakalım. Aralarında ABD’nin de olduğu 10 ülke büyükelçisi, 4 yılı aşkın süredir hapiste olan ve adli süreci sonuçlanmayan Osman Kavala’nın serbest bırakılması çağrısında bulundu. Şüphesiz ülkenin içişlerine müdahale anlamına gelen açıklama ardından kıyamet koptu.

Önceden özel toplantılarla çalışıldığı, ilgili başkentlerden gelen siyasi talimatla ve mutabakatla yapıldığı belli olan ve her bir kelimesi titizlikle seçilmiş ‘twitter mesajında’ destekçi on ülkenin de bayrağı yer aldı.

ABD, Kanada, Fransa, Hollanda, Danimarka, İsveç, Finlandiya, Yeni Zelanda, Almanya ve Norveç, Amerikan Büyükelçiliği’nin resmi twitter hesabındaki bu açıklamasına bayrakları ile imza koydular. İngiltere davet edilmesine rağmen bu topa girmedi. Ardından da her biri kendi hesabından bunu rt ederek paylaştı.

KAOS PLANLI ADIM

Türk diplomasi tarihinde eşi benzerine rastlanmamış bir şekilde batı dünyası Türkiye’nin sadece içişlerine müdahale etmekle kalmayarak, bir de bu açıklamasıyla ‘diplomatik ultimatom’ vermeye kalktı.

Tabii ki Ankara’da mukim bu tecrübeli Büyükelçilerin merkezlerinden siyasi talimat ve onay almadan akıllarına esmiş gibi bunu yapmaları beklenemezdi. Olay önceden kriz senaryolu tasarlanmıştı. Kavala meselesi gibi görünse de konu daha da derindi.

GİDECEKLERDİ

Başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere birçok isim ve kurum tarafından tepki gören 10 büyükelçi, ‘istenmeyen adam’ ilan edilmenin eşiğine geldi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan çok sert bir çıkış yaparak, bugüne dek görülmemiş bir küstahlık yapan bu 10 Elçiye yine bugüne dek görülmedik bir sertlikte ve anladıkları dilden yaklaşarak, istenmeyen adam ilan edilecekleri restini çekti.

Erdoğan: ‘Ben Dışişleri Bakanıma talimatı verdim, ne yapması gerektiğini söyledim. Bunların bir an önce istenmeyen adam ilan edilmesini halledeceksiniz dedim. Türkiye’yi anlayacaksınız, bileceksiniz. Anlamadığınız gün terk edeceksiniz” dedi.

TANSİYON ARTTI

Geçen son pazartesi olan Bakanlar Kurulu sonrasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yapacağı açıklama bu açıdan merakla bekleniyordu. Acaba büyükelçilerle ilgili nihai karar ne olacaktı. Tabii ki bu sırada Türk Dışişleri Bakanlığı da perde arkasında bir diplomasi yürüttü.

On ülkenin büyükelçiliklerine bunun bedelinin gerçekten ağır olacağı mesajı bir kez daha seslendirildi.

Ve sonunda bu 10 ülke büyükelçiliği bu kez bir mesaj daha yayınlayarak geri adım attı. Viyana Sözleşmesi’ne uyacaklarını beyan etti. Diplomatların, bulunduğu ülkelerin kanun ve nizamlarına riayet etmesini öngören Diplomatik İlişkiler Hakkındaki Viyana Sözleşmesi’nin 41. maddesine riayet edildiğini açıklayan ABD Büyükelçiliği’nin sosyal medya mesajı, Osman Kavala açıklamasına imza atan Kanada, Finlandiya, Danimarka, Hollanda, İsveç, Norveç ve Yeni Zelanda’nın Ankara büyükelçilikleri tarafından da paylaşıldı.

ABD Dışişleri Bakanlığı da, “Biden yönetimi olarak, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarına saygıyı küresel olarak desteklemeye devam edeceğiz. ABD olarak Türkiye ile ortak önceliklerde iş birliği arayışındayız. Herhangi bir anlaşmazlığı gidermek için diyalog kurmaya devam edeceğiz. İlerlemenin en iyi yolunun karşılıklı çıkar konularında iş birliği yapmak olduğuna inanıyoruz ve Türkiye ile birçok konuda ortak çıkarlarımız olduğunu biliyoruz” diye ek bir açıklama daha yaptı.

Erdoğan da beklenen açıklamasını yumuşattı. Böylece kriz de sönümlendi.

GERÇEKTEN NE OLDU ?

Aslında meseleyi anlamak için şu noktaları iyi kavramak gerekir. Batı dünyası Türkiye’ye bu konuda deneme amaçlı bir rest çekmiş, bunu diplomatik bir meseleden siyasi krize döndürmeye amaçlamış, bunun karşılığında ise Ankara bu resti görmüş ve karşı rest çekmişti. Mesele adeta bir diplomatik düelloya dönmüştü.

Bu sadece bir siyasi krizle de aslında açıklanamazdı. Türkiye’nin ekonomik kırılganlığında bile bu tip bir twitter mesajının nasıl bir dalgalanma yarattığını da görmek istemiş olabilirlerdi. Ülkemizde zaten mevcut siyasi kutuplaşmanın da nasıl keskin yırtıcı bir hale dönüşerek daha da büyüyebileceğini de test etmiş olabilirlerdi.

Şüphesiz Osman Kavala meselesinde hukuken gecikme, ve bu konudaki diğer eleştiriler yapılabilir.

Malumunuz bu konuda daha önce gerek Avrupa Birliği’nden, gerekse Amerika Birleşik Devletleri‘nden ya da diğer ülke ve kuruluşlardan çeşitli eleştiriler ve talepler gelmişti. Ankara da bunlara gereken yanıtları vermişti.

İçeride biz basını ile, muhalefeti ile, siyasi tartışmalarıyla bu konuyu tabii ki masaya yatırabiliriz. Artılarına eksilerine bakıp nerelerde yanlışlar ve doğrular olduğunu değerlendiririz.

Bu konuda Türkiye’ye dışarıdan da tepkiler gelebilir. Ancak 1961 tarihli Viyana Sözleşmesinin 41. Maddesindeki kurallarında açıkça da görüldüğü gibi bir ülkede görevli yabancı büyükelçiler o ülkenin içişlerine müdahale edemezler. Ayar veremezler. O zaman iş değişir.

Çünkü o zamanda o ülke de benzer durumlarda bu büyükelçileri ya da diplomatik misyon temsilcilerini PERSONA NON GRATA yani istenmeyen adam ilan edebilir.

Ankara’daki kulis bilgilerine göre, eğer dün Bakanlar kurulu öncesinde bu Twitter mesajı yayınlayan on ülke Büyükelçiliği geri adım atmasaydı gerçekten istenmeyen adam ilan edilme süreci başlatılacaktı.

Ankara, eğer bu 10 elçiyi istenmeyen adam ilan etseydi, kendi büyükelçilerinin o ülke başkentlerinden misilleme amacıyla geri gönderilmesi dahil herşeye hazırlıklıydı. Dün de bu elçiliklerinin geri adım atma mesajında, Türk Dışişleri, metnin son halinin hangi seviyede olursa krizin tonunu düşüreceğine dair perde arkası diplomasisi yürüttü.

Çünkü bu bir kırılma noktasıydı. Eğer alttan alınırsa bundan sonra bu ve benzeri ülkeler akıllarına gelen, kafalarına takılan her meselede bu diplomatik ultimatom taktiğine başvurup sürekli mesajlar atıp taleplerde bulunacaktı.

Bu tehlikeli sürecin daha başlarken durdurulması açısından gösterilen tepki çok hayatiydi. Bu konuda meseleyi bir zafer havasında da okumayalım.

Çünkü bundan sonra da benzer denemeler farklı konularda karşımıza çıkabilir. Ancak Türkiye’nin tepkisinin böyle bir denemede ne kadar sert olduğunun görülmesi açısından da Ankara’nın yaptığı sonuç alma anlamında başarılıdır.

Krizler şu an itibari ile tamamen bitmedi. Başta Amerika olmak üzere batı ile ciddi sorunlarımız var. Devam da edecek. Ancak durduk yerde kriz çıkarıp durumu bu hale getirenin de Türkiye olmadığının hakkını verelim.

ÇİFTE STANDART

Batı dünyası çifte standardıyla yıllardır hepimizin tepkisini çekiyor. 2009 yılında Batı Trakya Türkleri için Türk ifadesinin kullanılması konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği karara rağmen bugüne dek bunu uygulamayan Yunanistan’a sesini çıkarmayan batının her konuda Türkiye’ye hassasiyet göstermesi durumun vehametini göstermektedir.

YA ?

Düşünsenize, Paris Büyükelçimiz Fransa’da sarı yeleklilerin serbest bırakılmasını istediği bir twitle seslendirse Macron Hükümeti neler yapar.

Bundan sonra da batı ülkelerinin aynı kafayla devam edeceklerine şüphe yoktur. Burada yapmamız gereken benzer meselelerde en azından birlik ve beraberlik içinde hareket edebilmektir. Dediğimiz gibi kendi içimizde hukuki, siyasi ve diğer toplumsal konularda eksiklerimiz hatalarımız olabilir. Üzerinde adım atmamız gereken konuları halletmeliyiz.

Bu konularda kendimizi düzeltirken, ekonomik kırılganlığımızı da bir an evvel azaltmamız hayati önem taşımaktadır. Çünkü ABD eski Başkanı Donald Trump’ın başlattığı ve twitter’da mesajlarla Türkiye ekonomisine darbe vurma taktiğinin ardından benzer denemeler bundan sonra da devam edebilir.

Türkiye her şeye rağmen güçlü ülkedir. Bunun değerini bilmek ama buna göre en rasyonel akılla hareket etme görevi de hepimize düşmektedir.