• YARIM ALTIN
    3.460,00
    % 0,03
  • AMERIKAN DOLARI
    18,6444
    % 0,03
  • € EURO
    19,4925
    % -0,12
  • £ POUND
    22,6109
    % -0,08
  • ¥ YUAN
    2,6717
    % 0,26
  • РУБ RUBLE
    0,2957
    % 0,10
  • BITCOIN/TL
    315771,446
    % -0,40
  • BIST 100
    5.001,97
    % 0,04

Türkiye sizin serbestçe at koşturacağınız ülke değildir

Türkiye sizin serbestçe at koşturacağınız ülke değildir
——– PARAKULE.COM ——–

Malum, 1990’lı yıllar Türkiye açısından karanlık yıllar. Onlarca insanımızın faili meçhul cinayetlerde yitirdiğimiz, Sivas Madımak Oteli’nde ve Başbağlar’da yitip giden canlarımız, salıverilen zanlılar…

Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Bahtiyar Aydın, Muammer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı, Eşref Bitlis, Gaffar Okkan gibi daha nice değerimizi maalesef karanlık ellerin çektiği tetik sonucu yitirdik. Toplum bu cinayetler sonrası kamplaştırılmak istendi ve adeta ülkenin her bir ferdi umutsuzluk içine düştü.

Söz konusu her cinayet sonrasında toplum birilerinin ajandası doğrultusunda katil zanlısını aramaya başladı ve hiçbirinin katili bugüne kadar ortaya çıkartılamadı.

AK Parti’ye iktidara geldiği 03 Kasım 2002 tarihinde âdeta bir hoş geldin niteliğindeki Necip Hablemitoğlu Ankara Dikmen civarındaki evinin önünde kalleşçe öldürüldü. Hablemitoğlu öldürüldüğü günlerde, Alman Vakıfları ile FETÖ arasındaki ilişkiye dair yaptığı çalışmalar ile biliniyor ve bu konuda Köstebek ismi ile bir kitap kaleme alıyordu.

Daha sonra yine 1990’lı yılları devam ettirme kararlığındaki cinayetler yine işlenmeye devam etse de hiçbiri faili meçhul olarak kalmadı. Danıştay saldırısından Hrant Dink’in katledilmesine, rahip Santoro cinayetinden Malatya’daki Zirve Yayınevi cinayetine kadar birçok cinayet yine belli dönem aralığı içinde seri bir şekilde işlendi.

Dönelim Necip Hablemitoğlu cinayetinin katil zanlısına

Şanlıurfa 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ‘Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma’, Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliği’nce ‘Suç İşlemek Amacı ile Kurulan Örgüte Üye Olma-Tasarlayarak Adam Öldürme’ suçlarından hakkında yakalama kaydı bulunan Bozkır, Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesinde 08 Eylül 2015’te yakalanan ve içinde bomba yapımında kullanılan mühimmat bulunan ‘Soğan Tırları’ soruşturmasında tutuklanacağını anlayınca Ukrayna’ya kaçmıştı.

Ukrayna’da geçirdiği yıllarda Türkiye’yi uluslararası şebekeler ile aynı ağzı kullanarak suçlayan Bozkır, Türk Devleti tarafından Ukrayna’dan 2019 tarihinde talep edilmiş ve üç aylık bir gözaltı süreci sonrası Ukrayna tarafından serbest bırakılmıştı.

Bu serbest bırakılmanın Avrupa merkezli bir siyasi baskı sonucunda olma ihtimali oldukça yüksektir.

Bozkır’ın telefonunun cinayetin işlendiği gün olay mahallinde sinyal vermesi, başkaca tanıkların Bozkır’ın cinayet silahını Mogan Gölü kenarına fırlattığına dair ifadeler Türk yargısı tarafından kuşkusuz değerlendirilecektir.

Ayrıca yine cinayetin işlendiği günlerde olay mahallinde görülen ve plakası ihbar edilen aracın sahipleri ile katil zanlısı Bozkır’ın cinayet öncesi ve cinayet günü telefon görüşmesi yapmış olması da şüphelerin zanlı Bozkır üzerine yoğunlaşmasına sebep oluyor.

Nuri Gökhan Bozkır ve Can Dündar ilişkisi

Merhum Necip Hablemitoğlu’nun, Alman Vakıflarının Türkiye’deki gayri meşru ilişkilerini ele alırken katledilmesi ve MİT Tırları Davası sanıklarından Can Dündar’ın Alman Devleti’nin korumasında yaşaması ve Gökhan Nuri Bozkır arasında bir ilişki nasıl yorumlanmalıdır?

Basına düşen bir diğer bilgi de Can Dündar’ın Bozkır’a ‘MİT Tırları Davası’ ile ilgili Türkiye’nin terör gruplarına silah gönderdiğine dair belge temin etmesi karşılığında yardımcı olacağı vaadi.

Sanırım Hablemitoğlu suikastı bazı devletlerin de canını epey sıkacak olmalı ki elleri altındaki Can Dündar üzerinden düzmece belge temini yoluna revan olmuşlar.

Aynı şekilde Can Dündar’ın Bozkır’dan, hazırlayacağı bir belgeselde kullanılmak üzere Türkiye’nin Ukrayna’dan tedarik ettiği silah ve mühimmata dair son kullanıcı belgesi temin etmesini talep etmesi ve bu sözde silah ve mühimmatın Libya’ya sevk edilip edilmediğini öğrenmesini istediği bilinmektedir.

Bugün hepimizin iyi bildiği ve Alman parlamentosunda bazı vekillerin açıkça eleştirdiği konu ise Almanya’nın Mısır’a sattığı birçok silah ve mühimmatın Libya iç savaşında kullanılmış olduğu gerçeğidir. Alman Devleti bu silah ve mühimmatın son kullanıcı ülkesi Mısır olmasına rağmen, nasıl oldu da Hafter denilen eşkıyanın eline geçtiğini araştırması aslında daha hayırlı bir iş olurdu.

Belki daha tafsilatlı bir Almanya yazısını kaleme alacağımızı duyursak, Necip Hablemitoğlu suikastından yeteri kadar ders almamış mı oluruz?

Keza yine Can Dündar, Romanya’da bulunduğu dönemde ‘Sınır Tanımayan Gazeteciler’ isimli kuruluştan Marcus BENSMANN ve Deutsche Welle çalışanlarından oluşan gazeteciler ile internet üzerinden bir toplantı yaptıkları, yapılan toplantıda Nuri Gökhan Bozkır’a Türkiye tarafından terör gruplarına gönderilen sözde mühimmat ve silahlara dair belge ve bilgi temin etmesini ilettikleri bilinmektedir. Ayrıca Bozkır’dan Suriye’de çalışan Türk görevlilerin isim listesini temin ettiği takdirde kendisine yardımcı olacağı iletilmiştir.

Ukrayna ile Rusya arasındaki gerilimde, direkt Rusya’dan yana tavır koyan Almanya’nın Ukrayna Devletinde oluşturduğu rahatsızlık ortadayken Bozkır’ın Türkiye’ye getirilmesi de oldukça manidar olmuştur.

Tüm bu yaşananlar ve Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Konsolosluğu’nda katledilmesi ve sonrasında yaşananlar dahil Türkiye’nin artık istihbarat örgütlerinin ya da gladyovari yapıların istediği gibi at koşturabileceği bir ülke olmadığını bizlere gösteriyor. Lakin hala alınması gereken çok mesafenin ve aşılması gereken çok menzilin olduğunu da unutmayarak işi ülke olarak sıkı tutmak zorundayız.

Parakule web sitesinde, abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen tıklayın.

GÜNÜN MANŞETLERİ